Yurt dışında Şansını Deneyenler : Berlin – Taner Akçok

Silikon Vadisi’nde kurduğu başarılı girişim AppAnalytics’de CEO olarak tanıdığımız, şimdilerde Almanya’da bulunan Webtrekk şirketinde VP of Product olarak çalışan Taner Akçok ile şuan yaşamakta olduğu Almanya’yı, Berlin’i konuştuk.

Berlin’deki yaşamı, iş hayatını merak edenler ve burada yaşamayı düşünenler için yol gösterici olmasını umuyoruz.

  • Kısaca kendini tanıtır mısın?

İsmim Taner Akçok. Kariyerime Microsoft’ta başladım. 4 senelik harika bir Microsoft deneyimi ardından Silikon Vadisi’nde kariyerime devam etme kararı aldım. Küçük bir startup’da COO olarak başladığım girişimcilik macerasına kendi şirketimi kurarak devam ettim. AppAnalytics isimli bir mobil analytics firması kurdum. Gayet iyi bir büyüme yakaladığımız AppAnalytics’de 2015 yılında Business Insider tarafından Dünya’daki En Hızlı Büyüyen 2. B2B Startup seçildik. Kasım 2015 Forbes dergisinde de detaylı bir röportaj paylaştık. Sonrasında aldığımız bir birleşme teklifini kabul ederek AppAnalytics’in daha da büyüyeceği ve daha iyi yerlere geleceği bir devir sürecine başladık. Önümüzdeki aylarda resmi duyuruyu da yapacağız, beklemede kalın diyebilirim.

Sonrasında Avrupa’ya Berlin’e taşınmaya karar verdim. Şu an kariyerime burada devam ediyorum. Dünyanın en büyük analytics firmalarından – Forrester Wave 2016 Digital Intelligence Market araştırmasına göre – birisi olan Webtrekk firmasında Üründen Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışıyorum.

Bunlar dışında aktif vatandaş olarak tabir edilen tanıma girebilmek adına bazı uluslararası NGO’larda aktif olarak görev alıyorum. Avrupada bazı startup accelerator’da (hızlandırıcılarda) danışmanlık veriyorum.

Bilmiyorum buraya kadar okuyan var mıdır ama bu sıkıcı tanımların ardından -annem röportaj verirken mutlaka bahset diyor, o yüzden böyle bir girizgah yaptım- aslında ne iş yaptığımı özetlemem gerekirse, ben veri merkezli kararlar veren işler yapmış, bu süreçte yaşadığım sıkıntıları ürüne dönüştürmüş ve halen daha dönüştürmeye devam etmekte olan bir kişiyim. Benim işim pazarın dayattığı belirli büyük markalardan daha iyi ürün çıkartamazsın sözüne inanmayıp daha iyi ürünler çıkartabilecek kapasitedeki insanlarla daha iyi ürünler çıkartmak. Kelime frekansından da anlayacağınız gibi işim aslında ürün.

Ürün çıkartmak sanıldığının aksine aslında full operasyonel bir iş değil. 30% operasyon, 70% stratejik araştırma ve karar vermek olarak tanımlanabilir. İyi bir ürün yöneticisi olmak için; pazarlamayı, satışı, pazar trendlerini, rakip analizlerini, satışı, müşteri geri bildirimlerini -danışmanlık-, kullanıcı deneyimini ve finansı iyi bilmek gerekiyor. Tüm bu değişkenleri eğer ürün geliştirme sürecinize dahil ederseniz zaten başarılı ürün kendiliğinden geliyor. Bu noktada Stanford’daki öğretmenim Marvin L. Patterson’ın inovasyon motoru -innovation engine- iş modelini ve ‘Build an Industry Hot Rod’ kitabını mutlaka tavsiye ederim.

Hobi ve ilgi alanları sorunuza da yeni yerler keşfetmek, yeni insanlarla tanışmak, uzun yürüyüşlere çıkmak ve Xbox oynamak şeklinde bir cevap verebilirim. Okuyucular arasından Division oynayan varsa eğer, beni Xbox Live Network üzerinden ekleyebilir!

  • Hangi ülkede şansını denedin?

Şu zamana kadar teklif aldığım firmalar -firma isimi vermeden söylemem gerekirse- San Francisco, Berlin, Letonya, Norveç, Litvanya, Rusya ve İspanya’dan oldu. Pek çoğuna gittim, bir süre kalıp iş haricindeki yaşam standartlarını ve havasını inceledim. Türkiye, San Francisco ve Berlin’de de aktif olarak çalıştım. Bilişim sektörü ekosistemi açısından konuşmam gerekirse San Francisco bir numaralı yerlerden bir tanesi. Orta vadede kariyerime devam etmek istediğim yer orası. Fakat Avrupa’nın silikon vadisi sayılabilmesi, lojistik ve saat farkı anlamında ele aldığınızda Berlin bence eğer benim gibi amca olduysanız ve yeğeninizi görmek istiyorsanız çok optimal bir tercih. Bir gün büyür de amcasının bu röportajını okursa, neden San Francisco’da okyanus kenarında hayatın tadını çıkartmak yerine Berlin’de çetin kışlar ama mükemmel yazlar geçirdiğimi anlar kendisi!

Fırsatlar açısından konuşmak gerekirse de her ülkenin standart fırsatlar yanında sunduğu çok özel fırsatlar var. Mesela istediğiniz kişilere hızlı ulaşılabilirlik, sektörde hızlıca etkin birisi olmak ve sosyal devlet politikaları -sağlık, barınma, güvenlik, sosyal güvence, eğitim- açısından bence Almanya dünyadaki en yaşanılabilir ülke. Fakat halen risk alabilecek ve enerjinizin olduğu yaşlardaysanız, Amerika -batı yakası- tüm cazibesiyle sizleri bekliyor!

  • İş teklifini nasıl aldın, ne kadar sürede gittin?

Amerika tarafında iş teklifini almak gayet kolay fakat gitmek çok kısa bir süreç değil. Burada uzun uzun anlatabilirim ama ortalama bir işe alım süreci ve H1B vize başvurusu 6 ay civarında sürüyor. Tabi bu iş teklifini aldığınız döneme de bağlı olarak değişiyor. Her sene H1B başvuruları Nisan ayında açılıyor.

Ancak Almanya tarafında bu süreç çok daha kolay ilerliyor. Eğer ortalama bir maaşın üzerinde kazanıyorsanız Almanya size ve ailenize Blue Card denilen bir oturma/çalışma imkanı sunuyor. Amerika’daki Green Card sistemi gibi ancak daha iyi planlanmış ve arkası dolu bir program. 21 ayın sonunda da Almanya size ömür boyu yaşama ve çalışma imkanı sunuyor. Akademik derecenize ve mesleğinize ya da medeni durumunuza bağlı olarak da 3 – 6 sene arasında vatandaşlık imkanı verebiliyor. İş teklifini aldıktan sonra vizenizi elinize alıp Almanya’ya gelmeniz de ortalama 3-6 hafta arasında sürüyor.

  • Gitmeden önce işten ve sosyal hayattan beklentin nasıldı?

İş ve sosyal hayat beklentisi nasıldı sorusu belki çok net bir resim çizmeyebilir kafalarda. O yüzden soruyu şu şekilde değiştirerek açıklamak isterim, Almanya ya da Amerika, iş ve sosyal hayat beklentilerinizi karşılayabildi mi? İkisine de cevabım evet. Amerika bence insan açısından Avrupa insanı ile kıyaslandığında daha konservatif bir yapıya sahip. Yani bir Amerikan ile buzları eritip gerçekten içlerine dahil olabilmeniz birkaç ay alıyorsa Avupalılarda bu süreç birkaç hafta. Her ikisinde de sosyal hayat beklentileriniz doğrultusunda şehirlerde belirli alanlar ve aktiviteler mevcut. Türkiye’deki gibi herşey her yerde değil. Seviyeli bir müzik dinleyip aile ile vakit geçirmek istediğiniz yerler ayrı, dans etmek istediğiniz yerler ayrı, birileriyle tanışmak istediğiniz yerler ayrı.

İş hayatı açısından bakacak olursak, Amerika’daki işlerin hepsi genişlemek -scale- üzerine odaklı. Şirket değerlemenizi -valuation- iş modeliniz ya da kullanıcı kitleniz etkileyebiliyor. Tabi bu da pazarda belirli şişkinlikler oluşturabiliyor. Ancak Avrupa’da iş daha gelir ve müşteri odaklı. Genişlemek her zaman işin bir parçası ancak şirket değerlemeniz günün sonunda finansal tablolara göre gerçekleşiyor. Bana daha somut ve ayakları yere basan bir ekosistem imajı uyandırdı. Özellikle iki ülkedeki tecrübeleri bir araya getirebilirseniz bence harika işler başarabilirsiniz.

  • Türkiye ile karşılaştırdığında nasıl buldun?

Hiçbir zaman karşılaştırmadım. Ancak bilgi transferi açısından ve tahminimce dünyanın yuvarlak olması da bunda etkili, bir haberin size ulaşması ve pazarın o haberi sindirmesi aynı anda olmuyor. Yani Silikon Vadisi’nde 3 ay önce konuşulan şeyler şu an Berlin’de gündem, Berlin’de bugün gündem olan şeyler de 2 yıl sonra Türkiye’de gündem oluyor.

Bir de sosyal devlet anlayışı açısından düşündüğümüzde, bu ülkelerde hayat zaten sizlere harika evler, arabalar gibi yaşam standardını başlangıç noktasında veriyor. Dolayısı ile sonrasında nasıl bir katkı değer oluşturabileceğinize odaklanıyorsunuz. Fakat Türkiye’de bir bireyin kendi geleceğini sosyal ve ekonomik olarak güvenceye alması çok uzun bir süreç alıyor.

  • Yaşadığın zorluklar neydi?

Amerika’da çiğ köfte bulamadım. Bu sanırım orada yaşadığım en büyük zorluktu. Buradan Türk girişimcilerine sesleniyorum, lütfen San Francisco başta olmak üzere tüm batı yakasını çiğ köfte zincirleriyle doldurun. ‘Vegan meatball’ konseptiyle falan gayet yürüyebilir.

Almanya’da da kışlar Türkiye’ye oranla çetin geçmese de Amerika’nın batı yakasına oranla çok daha çetin geçiyor. Dolayısı ile soğukla pek arası olmayan bir insan olarak zorlandığımı söylenebilir.

  • Birisi o ülkeye gitmek istese ona ne söylersin?

Kış için termal içlik getir. Çok dua edersin bana! Onun dışında da öğrenmeye ve adaptasyona açık olmak, insanları salak gibi görmek yerine aslında sistemin bir güven mekanizması oluşturduğunu ve insanların buna itimat ettiğini anlamak gibi tavsiyelerim olur. Genelde gözlemlediğim ‘Bunlar da hiçbir şeyden anlamıyor, bak şimdi sistemi şu şekilde hack edeceğim.’ mantığından çok, insanlar burada neden böyle bir sistem kurmuşlar ve bu sistem nasıl daha iyi işlemiş gibi noktalara odaklanmalarını ve yaşadıkları toplumda bir birey olmalarını tavsiye ederim.

Bir de hayatta ne karar vermiş, ne başarmış ya da nerede düşmüş olurlarsa olsunlar herşeyi tecrübe ve öğrenme olarak görmelerini, hiçbir zaman pişmanlık duymamalarını tavsiye ederim. İnsanlar yaptıklarından değil yapmadıklarından pişman olurlar.

May the rock’n roll be with you!

  • Gitmeye karar verdiğin o güne dönsen kendine ne söylemek istersin?

Yanında termal içlik götür.’ demek isterdim.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir